Göğe Yürüyen Doğulu Ruh: Nusrat Fateh Ali Khan

Karabatak Dergisi

Gecenin ilerleyen saatlerinde, odamda tek başıma oturur, sessizliğin duvarlara çarpan izlerini seyrederken, belirir gözümde o silüet. Uzak bir diyarda… Belki Lahor’un eski taş sokaklarının ardında, tütsü kokularının havada asılı kaldığı bir tekkede yahut Londra’nın nemli, puslu akşamlarında, tarihi bir konser salonunun loş ışıkları altında… Orada, sahnenin tam ortasında, gözlerini kapamış bir adam çıkar karşıma. Sanki dünyayla olan tüm bağlarını kesmiş, iç âlemine doğru dört nala bir sefer başlatmıştır. Fakat bu sefer sadece içe değil, göğe doğrudur da… Gözlerini kapatmış, iç âleminde patlayan bir yıldız gibi, sesin her kıvılcımıyla yukarı savrulur. Sanki göğe doğru koşan bir ruh, sarsak adımlarla değil, kudretli bir çağrıyla yürür. İşte o adam: Nusrat Fateh Ali Khan.

Bu ses, Batı’nın her şeyi kapsayan kültürel hegemonyasına karşı, Doğulu ruhumda bir direnç inşa eder. Onu her dinlediğimde, doğduğum toprağın hafızasıyla, geçmişin kadim bilgeliğiyle, kendi köklerimle yeniden bağ kurarım. Bu hegemonyanın göğsüme estirdiği rüzgarlara karşı “Ali!” diye haykırmanın verdiği vakar, işte tam da bu sesteki kudretle mümkün olur.

Kökler: Kavvali Geleneğinin Altı Asırlık Taşıyıcısı

Nusrat Fateh Ali Khan, 1948 yılında Pakistan’ın Faysalabad şehrinde, müzikal mirasın neredeyse genetik bir kod gibi aktarıldığı bir ailede doğdu. Ailesi, tam altı kuşaktır kavvali icra eden bir silsilenin son halkasıydı. Babası, usta kavval Ustad Fateh Ali Khan’dı ve oğlunun bu yola girmesini istememişti. Çünkü kavvali, toplumda pek saygı gören bir sanat olmamıştı. Babasının vefatıyla birlikte içindeki tutkunun peşinden gitti, henüz on beş yaşındayken ilk sahnesini aldı ve daha sonra da hiç durmadı.

Kavvali: Anlatının Ritmi, Aşkın Dili

Kavvali kelimesi, köken olarak “anlatı”ya dayanır. Sufi geleneğin müzikle bütünleştiği bu form, yalnızca ezgi değildir; aynı zamanda ilahi aşkı, ilahi gerçeği anlatmanın da bir yoludur. Genellikle Urduca, Pencapça, Farsça ve Hintçe dillerinde söylenen bu eserler, Mevlânâ’dan Bulleh Shah’a kadar pek çok mistik şairin dizelerini taşır. Ancak Nusrat’ın farkı kelimelerin ötesine geçmesindeydi. O sadece söz söylemez, söze ruh da üflerdi.

Sahnede yere bağdaş kurarak oturur, etrafında müzisyenler –özellikle kardeşi Farrukh Fateh Ali Khan– yerlerini alırdı. Başlarken neredeyse mırıldanır gibi söylerdi. Ama sonra, ritim yükseldikçe, tempo hızlandıkça, sesi büyür; önce seni uyarır, sonra çağırır, en sonunda sarsardı.

Vecd Hâli: Dinleyeni İbadete Davet Eden Müzik

Sahnede heybetli cüssesiyle bağdaş kurup oturan Nusrat’ın çevresinde, elinde harmoniumu ile kardeşi Farrukh Fateh Ali Khan ve diğer sazendeler yerlerini alırdı. Klasik bir kavvali topluluğunun enstrümanları — tabla, harmonium ve el çırpmalar — eşliğinde, önce ağır ağır başlardı ilahiler. Nusrat, gözleri kapalı, başını gökyüzüne doğru hafifçe kaldırarak o billur sesini usulca salıverirdi. Sözler birer şiir, her biri birer dua: Bazen 17. yüzyıl mutasavvıf şairi Bulleh Shah’ın dilinden dökülen dizeler, bazen Mevlânâ Celaleddin Rumi’nin pergel misali aşka çağıran beyitleri… Müzik yükseldikçe, tempo ivme kazandıkça sanki başka bir boyuta geçilirdi. Tekrar edilen nakaratlar, art arda yükselen melodik cümleler… Öyle anlar gelirdi ki, Nusrat’ın sesi bir volkan gibi patlayarak zirveye ulaştığında, salondaki herkesin kalbi aynı anda atmaya, aynı coşkuyla çarpmaya başlardı.

Bir röportajında Jeff Buckley adında genç bir Amerikalı müzisyen, “Onun sesini ilk kez Harlem’de 1990 sonbaharında duydum. O günden sonra içimde bir şey değişti” diye anlatacaktı. Buckley, dilini bilmediği bu ezgilere tutulmuş, her gün Nusrat’ı dinler hale gelmişti. Hatta bir keresinde çevresindekilere Nusrat Fateh Ali Khan için “O benim Elvis’im” diyerek hayranlığını dile getirmişti. Buckley’nin idolü Elvis Presley idi; ama kalbinin derinliklerine dokunan asıl ses, Pakistan’dan çıkan bu iri yarı adamın sesiydi. Genç müzisyen, ilerleyen yıllarda konserlerinde Nusrat’ın “Yeh Jo Halka Halka Suroor Hai” adlı kavvalisinden bölümler söylemeye cüret edecek, taklit edemese de aşk dolu bir saygı duruşunda bulunacaktı. Onun bu denemesi belki kusurluydu, fakat Buckley’nin ifadesiyle “ruhu tüm kırılganlığıyla parlıyordu” içinde. Nitekim Nusrat’ın müziğine dair en özlü tariflerden birini de yine Buckley yapmıştır: Qawwali geleneğinin, “boşluk ile ruhun dünyası arasında aracılık eden, Aşk’tan mesajlar taşıyan, kelimelerin ötesinde ışık patlamalarıyla dinleyicinin kalbine seslenen” bir sanat olduğunu söyler. “Nusrat ve ekibinin,” der Buckley, “dinleyiciyi içsel bir marifet haline ulaştırmak gibi bir hedefi var. Onlar müzik çalmıyor; kendileri müziğin ta kendisi oluyorlar” diye ekler. Gerçekten de vecd hâlini hem kendisi yaşar hem dinleyene yaşatırdı Nusrat. Sahnedeyken öylesine kendinden geçerdi ki, Buckley onu seyrederken “artık dünya onun için mevcut değil sanırdım” diye yazmıştı. Mistik coşkunun bu doruk noktasında, dinleyiciler de adeta birer tüy gibi hafifler, kimisi ağlamaklı, kimisi kendinden geçmiş halde kendilerini ilahinin kollarına bırakırlardı.

Batı’ya Açılan Kapı: WOMAD ve Peter Gabriel

Büyük kalabalıkların onu tanıması ise 1980’lerin ortasını buldu. 1985 yazında İngiltere’de düzenlenen Dünya Müzik, Sanat ve Dans Festivali (WOMAD), Nusrat Fateh Ali Khan’ı Batılı dinleyiciyle ilk kez buluşturdu. Peter Gabriel’in öncülüğündeki bu festivalde, o güne dek “gizemli bir Doğu geleneği” olarak görülen kavvali müziği, bambaşka kültürlerden insanların kalbine ok gibi saplandı. Londra’da ve Paris’te verdiği konserler büyük yankı uyandırdı; Japonya’dan Amerika’ya pek çok ülkede festivallere davet edildi. Sesindeki ruhaniyet, dilini anlamayanlara bile geçiyor, konser salonları coşkulu bir cemaate dönüşüyordu. The New York Times onu neslinin en büyük kavvali sanatçısı ilan ediyor, NPR radyosu “50 büyük ses” listesine adını yazıyordu. Dünya müziği kavramının popülerleşmeye başladığı bu dönemde Nusrat, sadece yerel bir sanatçı olmaktan çıkıp küresel bir müzik fenomenine dönüşüyordu. Dev cüssesi ve beyaz giysileriyle sahnede ter içinde kalana kadar vecd ile şarkı söyleyen bu adam, dünya müzik piyasasında alışılmadık bir figürdü belki; ama yüreklere dokunmak için tercümeye ihtiyaç duymayan bir sesti. Onun hayranları arasında yalnız müzik tutkunları değil, Mick Jagger’dan Sean Penn’e, Susan Sarandon’dan Peter Gabriel’e pek çok ünlü isim de vardı; hepsi bu sesi tek kelime anlamadan büyülenerek dinliyordu.

Ünlü rock sanatçısı ve yapımcı Peter Gabriel, 1988’de Martin Scorsese’nin “The Last Temptation of Christ” (Günaha Son Çağrı) filmi için hazırladığı Passion albümünde Nusrat’ın sesine yer verdi. Bu iş birliği, Gabriel’in kurduğu Real World plak şirketiyle Nusrat arasında yıllarca sürecek verimli bir ortaklığın başlangıcı oldu. 1989’da Real World etiketiyle yayımlanan “Shahen-Shah” albümü, Nusrat’ın Pakistan’daki lakabını taşıyordu: Kavvali’nin Şehinşah’ı, yani “Kavvalilerin Padişahlar Padişahı”. Batı dinleyicisine yönelik bu ilk albümle birlikte Nusrat Fateh Ali Khan adı bir efsane gibi dilden dile yayılmaya başladı. Devamında gelen Mustt Mustt (1990) albümü, Kanadalı müzisyen Michael Brook ile birlikte Nusrat’ı geleneksel formların dışına çıkararak modern seslerle buluşturdu. Bu albümdeki parçalar, Senegal davulu, Brezilya surdo’su, Hindistan tablası ve modern bas riffleri ile klavye ezgileri gibi farklı enstrümanları harmanlıyor; Nusrat’ın tekrarlayan tasavvufî ilahilerine farklı bir tını kazandırıyordu. Hatta albümün başlık parçası “Mustt Mustt”in Massive Attack tarafından yapılan bir remiksi, beklenmedik biçimde Britanya’da dans kulüplerinde hit oldu.

Batı’da ardı ardına çıkan albümler, konser kayıtları ve turneler sayesinde Nusrat’ın ünü giderek büyürken (onun 40’tan fazla ülkede sahne aldığı bilinir), o yine de özündeki manevi misyonu hiç kaybetmedi. 1993’te Los Angeles’ta Hollywood yıldızlarının önünde sahne aldığında, Gabriel onun performansının herkesi büyülediğini ve hayatı boyunca unutamayacağı bir deneyim yaşattığını söyler.

Nusrat Fateh Ali Khan, farklı kültürlerden müzisyenlerle çalışmaktan çekinmeyen “korkusuz” bir ruha sahipti. Hint film müziklerinden, Amerikan rock yıldızlarıyla düetlere kadar geniş bir yelpazede varlık gösterdi. Pearl Jam grubunun solisti Eddie Vedder ile birlikte Dead Man Walking (İdam Mahkûmu) filminin müziklerine katkıda bulundu; “The Face of Love” adlı parçada Vedder ile Nusrat’ın sesi buluştu. Grammy ödüllü Hint besteci A. R. Rahman ve ünlü söz yazarı Javed Akhtar ile projelerde yer aldı. Bollywood için bestelediği şarkılar milyonlarca insana ulaştı; Güney Asya pop müziği onun ilhamıyla yeni renkler kazandı. Ödüller birbiri ardına gelirken, o hep tevazu ile “ben sadece müziğimi yapıyorum” der gibiydi. Bir keresinde verdiği röportajda, “Ben sufi değilim” derken bile, aslında kibrin en tehlikelisinden kaçındığını sezdiriyordu: Kendini bir makama ermiş sayma böbürlenmesinden uzaktı; o sadece kalbiyle inandığını, suretle değil özle Sufi olduğunu ifade ediyordu.

Zamansız Gidiş, Kalıcı Miras

1997 yılında, henüz 48 yaşındayken, böbrek ve karaciğer yetmezliği nedeniyle hayata veda etti. Ardında onlarca albüm, yüzlerce konser kaydı ama en çok da susmayan bir ses bıraktı. Onu dinleyenlerin hâlâ unutmamasının sebebi, teknik ustalığından çok daha derindi. O, insanın Tanrı’ya, âşığın maşuka, annenin evlada söylediği her sözde yankılanan ortak duyguyu bulup çıkaran bir sesti.

Bugün: Onun Ardından Büyüyen Miras

Onun yeğeni Rahat Fateh Ali Khan, bu mirası sürdürüyor. “Afreen Afreen” gibi ilahiler, yeniden yorumlanıyor. Ama hiçbir şey, orijinal sesin bıraktığı izi tam anlamıyla dolduramıyor.

Bugün bile YouTube’da rastgele bir Nusrat kaydını açtığınızda, dünyanın dört bir yanından insanların benzer tepkiler verdiğini görürsünüz. Gözleri yaşaranlar, susup sadece dinleyenler, dilini anlamadan onu hissedenler… Tüm bunlar gösteriyor ki, onun sesi zamandan bağımsızdır. Hiçbir dile, ülkeye, inanca ya da forma sığmaz. Çünkü o ses, insana ait olan en derin şeyin – aşkın – sesidir.

Bir Sesin İçimizde Açtığı Bahar

Nusrat Fateh Ali Khan’ı dinlemek yalnızca bir konser seyretmekten öte bir şeydir; bir tecrübedir. Dinleyen, bir süre sonra sadece kulak vermekle kalmaz; gönlüyle de o ezgiye karışır. İşte bu yüzden Nusrat sahnede hiçbir zaman tek başına değildir. Onun musikîsi, dinleyeni bir şahit değil, bir yoldaş hâline getirir.

Edebiyatla musikînin buluştuğu o ince çizgide, onun sesi daima bir ilham kaynağı olarak dolaşacaktır –kimi zaman gökte yankılanan bir ezan, kimi zaman da bir gül bahçesinde esen rüzgâr gibi… Severek dinleyenler de anlar ki, bazen bir tek ses, hayatın akışını değiştirmeye kâfidir…

Kaynakça

BBC. (2017, October 13). Nusrat Fateh Ali Khan: The voice that transcended borders. BBC Culture. https://www.bbc.com/culture/article/20171013-nusrat-fateh-ali-khan-the-voice-that-transcended-borders

Boosey & Hawkes. (n.d.). Nusrat Fateh Ali Khan biography. Retrieved September 6, 2025, from https://www.boosey.com

Gioia, T. (1997, August 22). Obituary: Nusrat Fateh Ali Khan. The Independent. https://www.independent.co.uk/news/obituaries/nusrat-fateh-ali-khan-1246332.html

Jeff Buckley site. (2019, March 8). Jeff Buckley on Nusrat Fateh Ali Khan. Retrieved from https://jeffbuckley.com

NPR. (2008, May 14). 50 Great Voices: Nusrat Fateh Ali Khan. NPR Music. https://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=90595887

Pareles, J. (1997, August 17). Nusrat Fateh Ali Khan, Pakistani vocalist, 48. The New York Times. https://www.nytimes.com/1997/08/17/arts/nusrat-fateh-ali-khan-pakistani-vocalist-48.html

Real World Records. (n.d.). Nusrat Fateh Ali Khan – Artist Profile. Retrieved September 6, 2025, from https://realworldrecords.com

Rolling Stone. (2023, November 30). The 200 greatest singers of all time: Nusrat Fateh Ali Khan. Rolling Stone. https://www.rollingstone.com

Shah, A. (2022). Qawwali and the Art of Devotional Singing: Nusrat Fateh Ali Khan’s Legacy. Journal of Sufi Studies, 11(2), 155–174. https://doi.org/10.1163/22105956-bja10025

The Guardian. (2017, October 13). Nusrat Fateh Ali Khan: Still the King of Qawwali. The Guardian. https://www.theguardian.com/music

- Advertisement -spot_img

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz